Emir Dokko Umarov(Rahimehullah)’un Dilinden Kafkasya Emirliği’nin Kuruluş Süreci

Doku_Umarov__Caucasus_Emirate_-_EDM_June_18__2015

Kafkasya Emirliği’nin kurusu lideri Emir Dokku Umarov (Ebu Osman), 1428 Ramazan’da (7 Ekim 2007) ilan edilen Kafkasya Emirliği’nin kuruluşunun 4. yıl dönümüne adanmış bir mesaj yayınlamıştı.Bu tarih, Kafkas halklarının modern tarihinde önemli bir kilometre taşıdır.

25 Ramazan 1428 Allah’ın sözlerini yaymak için kendilerini adayan samimi Müslümanları ve özgürlük ve bağımsızlık sözlerinin altında yıllarca iki yüzlülüklerini gizleyen münafıkları açığa çıkaran ayırt edici bir gündü.

Mesajında Emir Dokku Ebu Osman, Kafkasya Emirliği’nin Şeriat karşıtlarının iddia etmeye çalıştıkları gibi spontane, kendiliğinden ilan edilmediğini birkaç yıl süren yoğun tartışmaların sonucu olarak ilan edildiğini söylüyor ve Kafkasya Emirliği’nin ilan edilmesi süreci hakkında az bilinen bazı gerçekleri açıklıyor.

Kafkasya’da Müslümanların tek bir İslami devlet olma tarihi koşullarının yeniden kurulması doğrultusunda yapılan kardinal bir değişiklik için belirleyici faktör, hayatlarını geçici, fani sloganlar ve hedefler uğruna değil ancak Allah rızası için O’nun Şeriatını kurmak ve Cennet’i kazanmak için feda eden genç insanları İslami Cihad’ın çekmesiydi.

***

Şamil bana sordu: ”Emir olduğunda Emirliği ilan edecek misin?”

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

Hamd, bizleri Müslümanlar olarak yaratan ve Cenneti kazanmamız için bizleri Cihadla şereflendiren âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.

Salât ve selam, Mücahidlerin imamı Muhammed (s.a.v)’e, O’nun pak ailesine, ashabına ve Kıyamete kadar O’nu takip eden herkesin üzerine olsun!

Cihadda şehid olanlar için, Mücahidler için, zorluk çeken Müslümanlar için rahmet diliyoruz. Onların sıkıntılarını gidermek için çaba sarf edeceğiz.

Bugün İslam âleminde meydana gelen gelişmelerden dolayı Allah’a şükrediyorum. Müslümanlar uyanıyor ve insanlar diktatörlere-tiranlara karşı ayağa kalkıyor. Onların birçoğu acılara maruz kalıyor. Onlar Allah’ın Şeriatını tesis etmek için çıktıklarından dolayı ödüllendirileceklerdir. Bu mücadelede hayatlarını kaybedenler, İnşha’Allah cennete gideceklerdir.

Fakat eğer, kâfirlerin aşağılık kölelerinden birisinin devrilişinin ardından yine benzer bir başkası gelirse, Amr Musa veya Muhammed el Baradey gibi, o zaman o ölüler sadece bu duruma pişman olabilirler. Ve bu insanları yönlendirenler ve onları ateşe atanlar, Kıyamet Gününde azaptan kurtulamayacaklardır, İnşha’Allah!

Allah’ın rızası için, ülkelerinde Şeriatın tesis edilmesi için ve Müslümanların hakikati görüp onu takip etmeleri için ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz.

İslam Ümmeti ya da Toplumu, tarihinde ilk kez zorluk görmedi. Ve bu (zorluklar) daima, Müslümanlar kendi aralarında bölündükleri zaman vuku buldu. Moğollar zamanında bu, ilk önce Harzem Şah’ın başına geldi. Ne Abbasiler ne de Mısır O’na yardım teklif etmedi.

Moğollar hilafeti yıktı. Halifenin kendisi de katledildi. Müslümanlar büyük bir paniğe düştü. O zamanın mollaları ve yozlaşmış âlimleri, bugün de olduğu gibi kendi soysuz, sahte işlerini sürdürdüler. Moğolların Yecüc ve Mecüc olup olmadıklarını tartıştılar. Onlara karşı savaşmanın yolu yoktu. Müslümanların dualarında Hz.İsa’nın (a.s.) dönüşünü beklemeleri gerekliydi ki Allah(c.c.), bu dualara icabet etsin ve Yecüc ile Mecüc’ü yok etsindi. Bunun gibi fikirleri duyan birçok İslam ordusu, Moğollarla savaşmaktan kaçındı.

Moğol ordusu 100 bin kişiden oluşuyordu. Ve onların sayısı maksimum 150 bine kadar çıktı. Yine de onlar 10 milyona yakın Müslümanı öldürdüler.

O zor dönemde Mısırlı Müslümanlar, öylesine az bir nüfusa sahiptiler ki onlar da ölseydi İslam dini ortadan kaybolabilirdi, Allah’ın izniyle imanlarını ve cesaretlerini gösterdiler. Moğollara karşı savaştılar, onları yendiler ve Allah’ın dinini korudular.

Düşmanlar bu gerçeği çarpıtmaya çalışıyor (bunu Mısır’daki kardeşlere özellikle hatırlatıyorum ki gerçek, şanlı tarihlerini unutmasınlar) ve adi Mısır firavunlarının ibadetlerini Müslümanlar arasında yaymaya çalışıyorlar.

Fitne ya da bölünme geçmişte de vardı, bugün yine var. Yine de bizler, Allah’ın izniyle Cihada devam ediyoruz. Çünkü o, bize Allah (s.v.t.) tarafından yüklenmiş bir görevdir.

Ve bugün Cihad etmeyen (Allah bizleri bundan korusun) veya buna niyet etmeyen Müslümanlar, münafıklar olarak öleceklerdir.

Bugün bizler, gücümüzün yettiği kadar Cihad ediyoruz. Eğer daha fazla gücümüz olsaydı daha fazla yapacaktık. Cihadımızda düşmanlarımız, kâfirler ve mürtedlerdir. Kâfirlere bir darbe indirdiğimiz zamanlarda, mürted ve münafıklar bize kâfirlerden daha fazla saldırıyorlar.

Biz onları, Moskova’da bir patlatmayla vurduk. Allah’ın izniyle, müşrikler bu istişhadi eylemi (Moskova’da Domododevo havaalanı) gerçekleştiren kardeşimizin kimliğini kesin olarak tespit etti. Biz bunu, video kaydını dağıtım için göndermeden evvel öğrendik. İşgalciler kardeşimizin kimliğini açıkladıktan sonra ancak biz videomuzu yayına gönderdik.

Ruslar, buna bazı önemlilik atfetme gayretiyle bizim video kaydını neden daha evvel göndermediğimizi tartıştı. Biz, Rus kâfirlerin metotlarını biliyoruz ve bu yüzden kardeşlerimizin akrabalarını ve arkadaşlarını onların zulümlerinden kurtarmak istedik. Fakat düşman, olayları hala kendi saptırıcı yoluyla aktarıyor.

Bu yıl, Elhamdülillah bizim için iyi başladı. Sabrederek fitneyi bu yıl ortadan kaldırdık. Yine de bize dua edin. Tabi yine zorluklar çekiyoruz. Tüm detayları öngörmek için ne kadar uğraşsak ta her şey tam istediğimiz gibi olmuyor.

Düşman uyumuyor ve ayrıca bize karşı planlar kuruyor. Bizim eylemlerimize karşılık vermeye çalışıyor. Planlarımızdan bazıları engellendi ancak bizler elimizden gelen her şeyi yapacağız. Elbette sonuç yine Allah’a bağlıdır.

Şimdi Kafkasya Emirliği’nin ilan edilişinden bahsetmek istiyorum. Kulağıma yakın zamanda birçok şey geldi. Özellikle iyi bilinmeyen bazı noktaların altını çizmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Allah (s.v.t.), rahmetiyle bizlere dünyada neler olduğunu anlama kabiliyeti verdi. Hadisten bildiğimiz gibi tüm Müslümanlar, karşılıklı olarak birbirini sevmede, desteklemede ve kardeşlikte tek bir vücut gibidir. Ve eğer vücudun bir bölümü sancılanırsa tüm vücut sancılanır. Bu hadis bizlere birliğimize bağlı olmamız ve birbirimizi desteklememiz gerektiğini anlatır.

Cihad bugün tüm dünyayı sarıyor ve bizim için detayları düzeltmenin zamanı geldi. Eğer onları düzeltmezseniz o zaman Akidenizle, inancınızla ilgili şüphe ortaya çıkar. Ve işte bu şüphe ortaya çıktığında biz Emirlik ilan ettik.

Bizler bugün Emirlik hakkında iftiralar yayan münafıkların bağlantılarına dikkat etmek zorundayız. Kıyamet gününde her birimizin bu dünyadayken sevdiğimiz kimselerle birlikte dirileceğimizi anlatan hadisi hatırlatmak isterim.

Pislik Kadırov diyor ki: “Putin’e saygı duyuyorum. Putin’i seviyorum.” Bu nedenle kıyamet gününde Putin ile birlikte dirilecektir İnşha’Allah!

Bir başkası ise Berezovski ile vakit geçiriyor. Hatırlayalım ki ne Berezovski ne de Moskova’daki bir başkası, KGB’nin şemsiyesi altında olmadan para kazanamazdı ve kazandıklarını da “büro”nun izni olmadan harcayamazdı. Yine biliyoruz ki KGB, FSB ve irtibatlı insanlar asla emekli olmazlar. Onlar yalnızca faaliyet alanlarını, organizasyonların ihtiyacına göre değiştirebilirler. Berezovski’nin parası da, onun Rusya’daki ticaretinin giderinde ikmal edilen bir KGB sermayesidir.

Yaşamak, çocuklarını eğitmek ve ailesini beslemek için bu fondan para alan Zakayev de yine Kıyamet Gününde bu dünyadayken sevdiği insanlarla beraber haşrolunacaktır İnşha’Allah!

Bu yüzden bu insanların Emirlik hakkında söyledikleri ve söyleyecekleri her şey yalandır. Onların sözlerinde tek bir gram dahi doğru bir şey yoktur.

Ben bu Cihada Allah’ın kelimesini yüceltmek ve bir farzı yerine getirmek için çıktım. Çünkü ben Allah (s.v.t.)’ı seviyorum, O’nun Dinini seviyorum, Resulullah (s.a.v)’ı seviyorum. Tıpkı benimle birlikte gelen din kardeşlerim gibi, İnşha’Allah.

Aslan Mashadov küresel jeopolitik yapılandırmaya tabi olarak siyasi nedenlerden dolayı insanların güçlerini yeniden toplaması için onlara bir mola vermek çabası içinde onların kurallarına göre oynadı ve İslami duruş yönünde hareket emekte ısrarcı olan kişilere karşı durdu.

Bu duruş ve siyaseti tutarak O, onlardan bir çeşit adalet beklentisi içinde Batı’nın beyanlarını, vaatlerini gerçekten hayata geçirebileceği yönünde ümitleri besledi.

Onunla pek çok defa tartıştım. Aslan, kalben tüm bu batılı liderlerin değerini(!) biliyordu. Ben O’nun gerçek bir Müslüman olduğuna ve İslam’ı sevdiğine şahitlik edebilirim.

Ve 2002’de Aslan, Şeyh Abdülhalim’i naib ya da yardımcısı olarak seçti. Abdülhalim’in vefatı halinde ise görev bana (Dokku Umarov’a) geçecekti.

Aslan neden beni seçti, neden böyle bir zincir kurdu? Çünkü ben de kâfirlerin değerini(!) bilmeme rağmen görüşlerim henüz oturmamıştı. Aslan benim Zakayev ile olan yakınlığımı biliyordu ve böylece halkın durumunu kolaylaştırmak için bir kısım batılı arabulucuları kazanma fırsatının kalmasını umut ediyordu. Bu nedenle ben, Abdülhalim’e naib olarak seçildim.

Aslında insanlar arasında anlaşmazlıklar hâkimdi. 2002’de Vaha Arsanov, Hamzat Gelayev ve Abdülmalik Mejidov, Aslan Mashadov’a beyat etmeyi ya da bağlılık yemini yapmayı reddettiler.

Onlarla toplandık ve kendilerine, Mashadov’a beyat etmemelerinin sebebini sorduk. Onların ilk argümanları, FSB ajanı olmakla suçlanmalarıydı. Aşağılanmışlardı, küçümsenmişlerdi vs.

Toplantıya Şamil ve diğer bir grup komutanda katıldı. Biz onlara, Mashadov’un kendilerine dinden dönmelerini isteyip istemediklerini sorduk. Cevap; “Hayır” oldu. Sonra onlardan Cihad etmemelerini mi istediğini sorduk. Cevap yine olumsuzdu.

Şamil onlara, o zamanki insanlar arasında Aslan’dan en fazla hoşlanmayanın kendisi olduğunu söyledi. Bununla birlikte O, açık bir Cihad zamanında Aslan ile ilişkilerini bozamazdı çünkü bu durumda bir suç işlemiş olurdu.

Şamil “Cihad bittiği zaman gerekirse davayı Şeriat Mahkemesine havale ederim ve bununla mahkeme uğraşır” dedi.

Şamil, onların Aslan’a beyat etmeleri gerektiği hususunda ısrar etti. Bununla “müzakere süreci” sona geldi.

İkinci gün onlar, yeni argümanlar ortaya koydular. Bu sefer de bu savaşın bir Cihad olmadığını, çünkü yanlış bir doktrin ya da dogma (Akide) altında sürdüğünü söylediler.

Baş konuşmacı Hamzat Gelayev’di, bizim Şeriat için bir İslam devleti için değil de bir cumhuriyet için, İçkerya için savaştığımızı söyledi.

Ben o dönemlerde bu gibi konuları özellikle araştırıp incelememiştim. Bu yüzden onları sadece Güney-Batı Cephesi Emiri ve bir şura üyesi olarak dinledim. Bu, benim için çok önemliydi.

Şamil onları yine ikna etmeyi başardı. Bunun bir Cihad olduğunu fakat her şeyi bir gecede değiştirmenin kolay olmadığını ve bunun için de zamana ihtiyaç olduğunu söyledi. Yine Aslan’dan, Duba-Yurt’ta 2002’de zaten kararlı bir adım atması istendiğini söyledi.

Fakat bu konu hakkındaki kesin karar ertelendi. Çünkü birçok savaşçının bu sebeple savaşı terk edip münafıkların safına geçebileceği korkusu vardı. Bu nedenle ülkenin aşamalı olarak İslami bir pozisyona geçirilmesi önerildi.

Bugünün perspektifinden bakıldığında bu yaklaşımın büsbütün hatalı olduğunu görüyoruz. Eğer o zaman bir İslam devleti ilan etmeye karar verseydik daha fazla fitne ortaya çıkacaktı, biz bugün temizlenebilecektik ve durum şimdi daha farklı olacaktı.

Uzunca bir müzakere sürecinden sonra onlar, Dokku’ya bağlılık bildireceklerini söylediler. Fakat neden Dokku’ya? Dokku sadece bir cephenin Emiriydi. Beyat Mashadov’a verilmeliydi. Veya askeri emir olarak Şamil’e verilmeliydi.

Ondan sonra Şamil’e bağlılık bildirdiler. Biz de onlara yol verdik.

O dönemde Güney Osetya’da bir operasyon yapılması planlandı fakat gerçekleşmedi. Bunun neden gerçekleşmediğini açıklamaya ilişkin fazla detaylı konuşmayacağım. Allah’ın takdirine bıraktık. Operasyon başarısız oldu. Ondan sonra Hamzat, ayrılacağını söyledi. Ben de O’nun arkasından gittim ve O’nu Gehi nehrinin yakınlarında yakaladım.

Ona nereye gittiğini sordum. O da Irak’a gideceğini söyledi.

Ben de O’na sordum:

– Neden Irak’a gidiyorsun? Senin Irak’a gitmene kim izin verdi?

O, kendisinin izine ihtiyacı olmadığını söyledi. Bizim savaşımızda İslami temeller olmadığını söyledi.

– Siz İçkerya bayrağı altında, İçkerya için savaşıyorsunuz. Gerçek Cihad, Irak’ta gelişiyor. Orada İslam Emirliği ilan edildi, dedi.

O zaman buna çok şaşırmıştım. Neden bizim Allah rızası için savaşmadığımızı düşündüğünü öğrenmek istedim. Biz sadece paralı askerlerdik de yalnız O mu gerçek Mücahid di?

Hamzat ile aramızda sert bir tartışma olmuştu. O tartışmada orada hazır bulunanlardan birçoğu bugün hayatta: Gelayev grubunun bazı üyeleri ve Cezayirli ayaksız Ebu Amr…

Bir araya geldik ve oturduk. Seif-İslam benimle birlikteydi; Hamzat’a ise birçok âlim ve Araplar eşlik ediyordu.

Tartışma esnasında, daha sonra şehid edilen Mansur benim tarafımı tuttu ve şöyle dedi:

– Ebu Osman haklıdır. Kendisi için farklı kelimeleri kullansak da burada tıpkı diğerleri gibi bir Cihadımız vardır. Her halükarda Mashadov, bir İslami Emirlik ilan edeceğine söz vermişse biz de bunda bir hile olduğunu farz ederek bu savaşı bırakamayız.”

Mansur benim safımdaydı. Hamzat dedi ki:

-Bu durumda ben de sizinle kalacağım!

Bundan sonra neler oldu, hepimiz iyi biliyoruz. Yine de bunu Allah’a bırakalım, bu konu hakkında konuşmuyoruz.

Böylece Emirlik meselesine geldik. Ondan sonra çok düşünmeye başladım. Bunu Aslan ile konuşmaya ve her konuda kendisine sormaya vaktim olmadı. Bir süre sonra Aslan da öldürüldü, Allah O’nu şehadetle rızıklandırsın!

Sonra Şamil ile buluştuk. O’nu Abdülhalim’in beni naibi olarak ataması konusunda bilgilendirdim. O ise henüz bir gün evvel gelmiş olmasına rağmen hemen ayrılması gerektiğini söyledi. Onu vazgeçirmeye çalıştım ancak O ısrar etti.

İki gün sonra beklenmedik bir şekilde Şamil geri döndü. Bana yaklaştı ve selam verdi. Sonra geçen seferki ani gidişinden dolayı özür diledi ve yeni görevimden dolayı beni tebrik etti.

Ben de O’na neler olduğunu sordum. Şamil bana, Abdülhalim ile bir İslam emirliği ilan etmesi ve kendisini de naib olarak ataması konusunda anlaştıklarını söyledi. Ve bundan sonra Şamil, Kafkasya’daki herkesin Abdülhalim’e beyat etmelerini sağlayacak işe girişti.

Şamil genel durumu ve Abdülhalim’e bile beyat etmek istemeyen Kafkasya’nın diğer bölgelerindeki Mücahidler arasında hâkim olan duyguyu anlattı.

Ben de Şamil’e, bu durumda artık bir emir olmadığımı, vekillik görevini reddettiğimi ve kendisinin emri altında sıradan bir mücahid olacağımı söyledim.

Bunun üzerine Şamil: -Hayır, Artık olan oldu! Dedi.

Abdülhalim ile görüştüğünü ve onunla her hususta anlaştığını anlattı.

Abdülhalim, Şamil’e, Aslan Mashadov’un gerçekleştiremediği arzusunu kendisinin yerine getirdiğini söyledi.

Abdülhalim bir Emirlik ilan etmeye ve devletin dönüşümünü tamamlamaya söz verdi.

Ondan sonra Kabardey-Balkar’da bir operasyon oldu (2005 Nalçik operasyonu). Şamil oradan geri döndü. Kendisiyle karşılaştık ve oturduk. Durumu anlatırken Kabardey-Balkar’ın Emiri Seyfullah’ın ve Mücahidlerinin, Emir Abdülhalim’e beyat etmelerini oldukça zor bir şekilde başardığını anlattı.

Aynı şey, Dağıstan’da da yaşandı. Emir Makşerip (Resul) ve Mücahidleri Şamil’e, mevcut durumun daha fazla tolare edilemediğini ve bir değişime ihtiyaç duyulduğunu söylemişlerdi.

Kendisine değişimden neyin kast edildiğini sordum.

Şamil şöyle açıkladı:

– Bir Emirlik! Mashadov’un emri altında Ebu Ömer, Ebu Velid ve hepimiz bir Emirlik ilan etmek, tağutu tamamen reddetmek, tüm seküler kanunları iptal etmek ve Şeriatı her konuda tamamıyla deklare etmek için anlaştık. Fakat bu anlaşma gerçekleşemedi. Şimdi Mücahidler bundan dolayı endişe ediyor.

 

Ben ona onu tam olarak anlayamadığımı söyledim ancak bir şeyi deklare ettim, Abdülhalim’e teslim olduğumu ve güvendiğimi ve Abdülhalim’in İslam için gerekli olan şeyleri her ikimizden daha iyi bileceğini ve bu konuda bir şüphem olmadığını söyledim.

Hatta Şamil’e, eğer O (Şamil) Abdülhalim ile olan ilişkilerini bozarsa, benimde kendisiyle olan ilişkimi bozacağımı söyledim.

Bundan dolayı çok üzülmüştüm ve Abdülhalim’e, içinde bir soru sorduğum bir kaset yolladım. O da bana yine bir kasetle cevap yolladı.

O esnada biz Şamil ile beraber bulunuyorduk.

Şeyh Abdülhalim, kasette bana hitaben şöyle diyordu:

“Ebu Osman, onlar haklı ve kardeşimiz Ebu İdris’te (Şamil) haklı. Fakat şu an bizim bir gücümüz yok ve en azından ufak bir soluklanma molasına ihtiyacımız var. Sonra silahlarımızı ve diğer tüm ihtiyaçlarımızı giderebilir, insanların ruhlarını canlandırmak için onlara çağrı-tebliğ yapabiliriz. Ben şu an Zakayev ve Halimov ile bir müzakere sürecindeyim(bu iki ismi zikrettiğini çok iyi hatırlıyorum). Ebu İdris’e (Şamil), bu görüşmelerin sonucu netleşinceye kadar beklemesini söyle. Eğer bu başarısız olursa o zaman devletin dönüşümü için düzeltmeleri uygulayacağız ve Emirliği ilan edeceğiz.”

Abdülhalim’in ses kaydını Şamil ile birlikte dinledik ve ben de buna şahit oldum. Konu müzakere sürecine geldiği zaman Şamil, protez ayağı takılı olmamasına rağmen sıçradı ve tersledi:

“Ahhh! Bu madde sadece ölmek, öldürülmek için hazırlanmış. Bunda hiç şüphe yok!”

Şamil sonra bana döndü ve sordu:

– Sen Emir olduğun zaman, Emirliği ilan edecek misin?

Ben de cevap verdim:

– Emir olacak olan sensin. O zaman sen benim beyatımı alacaksın.

Şamil cevapladı:

“Bu, konumuzun dışında. Hangimizin Emir olacağı kesinlikle mühim değil. Sen veya ben; sonuçta birlikte çalışmalıyız.

Ben şöyle söyledim:

– Eğer sen benim yanımda yer alacaksan bunda şüphe yok ki bu doğru bir şeydir. Ve eğer bu yol Allah’ın rızasına uygunsa o zaman bunu ilan edeceğiz.

Bunun üzerine Şamil şöyle dedi:

– Sana şu an Nalçik’te bulunan bir kardeşimizi göndereceğim. O, hazırlık konusunda sana yardım edecek!

Bu görüşmeden kısa bir süre sonra Abdülhalim şehid düştü. Ben emir oldum ve bundan çok kısa bir süre sonra da Şamil’in şehadeti geldi. (Allah(c.c.) her iki kardeşimizi de şehadetle rızıklandırsın).

Tüm bu gelişmelerin akışı içerisinde durumumuzu anımsamamız gerekir. Çeçenya’da durum neydi? Ne kadar silahımız kalmıştı? Bizimle birlikte ne kadar insan kalmıştı ve olaylar nasıl gelişiyordu?

Açıkça resmi olarak söyleyeyim ve tekrar edeyim ki; o dönemde Güney-Batı cephesinde beyat altında bulunan Mücahid sayısı 100’ü bile bulmuyordu.

Ve Şamil tarafından bırakılan not ve belgeleri aldığım zaman orada Kafkasya Emirliği’nin, Genel Emir’inin ve Askeri Emir’inin de aralarında bulunduğu resmi mühürleri vardı. Ve bunların hepsi bizzat Şamil tarafından hazırlanmıştı.

Notların hepsi doluydu, tamamlanmıştı ve hazırdı. Biz de onları düzenledik, bazı hadisleri ekledik ve nihayet ben, Emirliği ilan ettim.

Peki, ben bunu neden yaptım? O dönemde Emir Seyfullah, bana Nalçik’ten bir kaset yollamıştı. Bana şunları söylüyordu:

“Kardeşim! Biz, kardeşimiz Ebu İdris (Şamil) ile bu sene geldiğinde Emirlik ilanı konusunda anlaştık. Ebu İdris, Abdülhalim kardeşimizle anlaştı ama bugün sen bu anlaşmayı yerine getirmiyorsun. Ve bu, zaten senin dini doktrininin doğruluğu ile ilgilidir. Eğer sen Emirliği ilan etmiyorsan bunu ben ilan edeceğim ve Kafkasya’da savaşan tüm kardeşleri kendime bağlılık yemini etmeye davet etmek zorunda kalacağım.

Eğer bunlar olsaydı o zaman tam bir ayrılık meydana gelecekti. Ve biliyorum ki her halükarda Dağıstanlılar ve İnguşlar Seyfullah’a beyat edeceklerdi. Böylece biz de tek başımıza kalacaktık.

Zaten insanların bizi takip etmeyecekleri açıktı, İçkerya bayrağı altında sayımız artmayacaktı çünkü ülke yurt dışında bulunan Zakayev ve diğerlerini beslemek için özel bir çeşit hayvan çiftliğine gitme doğrultusunda kayıyordu. Kukla Kadırov’un arzularına hizmet eden diğerleri de bir gün bunlarla evlilik yapabilirdi.

Hem memlekette yaşayan hem de yurtdışında yaşayan ülkeyi sömüren bu parazitleri görebiliriz. Böyle bir durumda İçkerya’yı hiç duymamış olan gençlik, ulusal bayrak etrafında toplanmıyor ve Cihad yapmıyordu. Ben, bunu bizzat kendim gördüm.

Durum değişmişti. Öldürülen babalarının, kardeşlerinin, hayallerinin intikamını almak için gelenler, cesaretlerini ispat etmek isteyenlere ihtiyacımız yoktu. Bize sadece Allah rızası için temiz bir niyetle amel eden, doğru bir akide sahibi olan ve Allah’ın emirlerini hâkim kılma gayretinde olanlarla O’nun Resulü’nü(s.a.v) ve cenneti seven insanlar lazımdı. Ancak bu gençler, bu adamlar cihada çağrılabilir. Allahu Akbar!

Bu nedenle, Emirliği ilan etmeye bizi zamanın-şartların kendisi ve İslami gençliğin yeni nesli zorladı.

Elhamdülillah, bu karardan dolayı pişman değil bilakis gururluyum.

Elhamdülillah; şu an bizler, bu karardan dolayı Allah’ın bereketinin nasıl yayıldığına şahitlik ediyoruz. Cihadın ve Allah’ın dininin güç kazandığını ve genişlediğini görüyoruz. Ve İnşha’Allah daha fazla sonuç da olacaktır; bunda şüphe yoktur!

Bugün hiçbirimiz hayatımızın nerede ve nasıl sona ereceğini bilemiyoruz. Elhamdülillah ben her an ölüme hazırım. Sakinim ve bundan endişe duymuyorum. Herhangi bir yerde ölmeye hazırım; hatta patlayıcılarla ile dolu bir Kamaz kamyonun direksiyonunun arkasında bile…

Yanımda iman sahibi seçkin, asil Mücahidler var. Büyük bir azim ve dürüstlükle çalışıyorlar. Bence biz de bu şekilde arınıyoruz.

Emirliği ilan etmemizden bu yana-25 Ramazan 1428- tam dört yıl geçti. Allah’ın izniyle bunu Ramazan ayında ilan ettik. Bizim için bu, çifte bayramdır.

Ramazan münasebetiyle tüm Müslümanları tebrik etmek istiyorum. Ramazan bayramını da şimdiden en içten şekilde kutlarım. Ve tüm Müslümanlara, canlarını Allah yolunda feda eden Mücahidleri desteklemeleri konusunda bir hatırlatma yapmak istiyorum. Sizin Allah’a karşı Mücahidleri destekleme göreviniz var ve bundan dolayı hesap gününde sorgulanacaksınız. Biz sizi ya tasdik ya da tekzip edeceğiz.

Dindar ve sorumluluk sahibi Müslümanları, gerçek hesap ve hüküm günü gelmeden evvel meselelerini kalplerinde gözden geçirip halletmelerinin önemini kavramaları hususunda uyarırım.

Ve son olarak Allah(c.c.), kendi yolundaki tüm samimi kullarına yardım etsin!

ALLAHU AKBAR!

Kafkasya Emirliği Emiri

Dokku Ebu Osman

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Latest from Fikir&Analiz

Go to Top