Ebû Katâde el-Filistinî: Mücahidler Allah’ın Velileridir

Bizim şeriatımızda, itaatler arasında, -İslam’ın rükünlerinden sonra- Allah yolunda cihaddan daha yüce bir amel yoktur. Saldırganların def’inin gerçekleştiği, dünyanın ve dinin muhafazasının tahakkuk ettiği Cihad şer’i bir vacip olduğunda ise, bu fazilet daha da artar ve kesinleşir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu, ‘İslam’ın hörgücünün zirvesi’ olarak nitelemiştir. Bugün Allah-u Teala, ümmet için bunun kapısını açmış, coğrafi alanını büyütmüş ve mübarek topraklara bir taş atımı mesafesine getirmiştir. Varlığı sabit olmuş ve küfür güçlerinin onu izalesi imkansız hale gelmiştir.

Buna binaen, Şam beldelerindeki, Şam’ın Suriye’sinde, Şam’ın Gazze’sinde ve diğer cihad bölgelerinde bunun Allah tarafından desteklendiğine kesin olarak güvenmek gerekir. İşte küfür güçleri Afganistan’da tüm kuvvetlerini ortaya koydular, paralar harcadılar, erkeklerini ortaya attılar; bununla birlikte Taliban yiğitleri daha fazla zaferler kazanmakta, teyit olunmakta, genişlemekte, eylemlerini ve şartlarını en azılı küfür gücüne dayatmaktalar. Tüm cihad yerleri fiili olarak Allah’ın yardımını ve yakın zaferleri beklemektedir. Tağutların sarsıldıkları tüm mekanlarda, mirasçıların tevhid ve cihad ehlinin ve mücahid İslam ümmetinin olduğu görülmekte. Bu nedenle İslam ümmeti zaferle ve küfür ve riddet güçlerinin düşüşüyle randevülüdür. Bu, Allah-u Teala’nın fazlındandır.

Bugün her müslümanın bu topluluğu sevmesi, onlara velayet beslemesi ve onları desteklemesi vaciptir. Hatta onların yeryüzünün en hayırlıları olduğuna inanması gerekir. Onlar ilim talebelerinden daha hayırlıdır, abidlerden daha hayırlıdır ve insanların zamanlarını geçirdikleri diğer tüm itaat amellerinden daha üstün bir amel üzeredirler. Cihadla birlikte ilim talebi, zikir ve salih ameller ve yine mücahidin gerçekleştirdiği her fazilet, hayır ve ıslahla birlikte cihadın fazileti de gerçekleşir.

Onlar her vakit şehadeti bekleyen kimselerdir. Onlar hakkında peygamberimizin şu buyruğu gerçekleşmektedir: “Fitne olarak onun başı üzerindeki kılıçların parıltıları yeter.”

Sınırlar onlarla korunur. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Allah yolunda bir gün ribat, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Sizden birinizin cennetteki kamçı kadar yeri, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Kulun Allah yolunda bir sabah vakti yürüyüşü ya da akşam vakti yürüyüşü, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.”

Kişinin cihad amelini gerçekleştirmesi, o amel üzere olduğu sürece sürekli olarak Allahu teala’ya ibadet üzere olduğu anlamına gelir. Bu, peygamberimizin şu buyruğundan ötürüdür: “Allah yolunda ki mücahidin misali, -ki Allah kendi yolunda cihad edeni en iyi bilendir- sürekli oruç tutup namazda olan kimsenin misali gibidir. Allah kendi yolundaki mücahidi, öldüğünde cennete koymayı ya da ecir ve ganimetle geri döndürmeyi üstlenmiştir.”

Bu veliler karşısındaki görev, onların güzelliklerini ve menkıbelerini yaymak, onları savunmak ve ölümlerinden önce hayattayken onları sevmektir. Zira yüce kimse, bir şeyin değerini yitirmeden önce anlayandır. Onda bulunan faziletlerden dolayı onu över, ona sevgi ile nasihatte bulunur, azarlama, sövgü ya da kınamayla değil. Aksi halde bu hususta münafıklarla birlikte olur. Çünkü onların tutumu, Allahu teala’nın velilerini yermek, haklarındaki kötülükleri yaymak, bir hata işlediklerinde onları ayıplamak, amellerini söz ve eylemlerin çekileceği en kötü anlama çekmektir. Hakkın ömrüne yemin olsun ki, bu nifaktır, sahibine kapalı kalsa da.

Bu toz toprak içerisindekilerin değerini bilin ve onlarsız dünyanın halini bir düşünün. Nerede şehidler, nerede murabıtlar, nerede Allah yolunda infak, nerede Allah yolunda nöbet tutan gözler? Dünyanın bu faziletlerden hali olması, kuşkusuz tüm alem için şerdir.

Sonra, -zayıflıklarıyla birlikte- onların gücü gidecek olsa, mustazaf müslümanların Allahu teala’nın düşmanları karşısındaki durumu nice olur? Ehl-i Sünnet’in hali nice olur? Allahu teala bu ezilmiş erkek, kadın ve çocuklar hakkında şöyle buyuruyor: “Rabbimiz, bizi ehli zalim olan bu kasabadan çıkar.”

Tatlı uykularını ve rahat yaşamlarını terk edip ribatta yaşayan, gözleri Allah’ın rahmetini uman, yardımını gözetleyen, korku ve tedirginlikle birlikte afiyet dualarında bulunan bu yiğitler ve gençler, Allah’ın gerçek velileridir. Bu cihadla onlar, sabır ehli, tevekkül ehli ve cömertlik ehli olmuşlar ve sahip oldukları en değerli şeylerini, canlarını cömertçe vermişlerdir. Onlar zühd ehlidirler. Onlar cihadla birlikte namaz kılıyorlar, cihadla birlikte zikrediyorlar, cihadla birlikte oruç tutuyorlar… Yer yüzünde onlar gibisi var mıdır?

Üzücü olan ise, ümmetimizin bu yüce kimselerin değerini bilmemesidir. -Allah’ın rahmet ettikleri dışında- şeyhlerimiz, bu kimselerin amellerinde bir fazilet görmemekteler. Hatta onlara göz değdirmekte, dil uzatmakta, zulüm ve alçaltıcı iftiralarda bulunmakta, haklarında işaatlar yaymakta, günahlarını büyültmekte, tevillerini kabul etmemekte, onların sabır ve imtihan hallerine uygun seçimlerinde onları mazur görmemektedirler.

Ümmetimiz temellerin değerini görmemeye alıştı; güzel gözükmeyip ağır olanı, çekici olmayıp güçlü ve sabırlı olanları görmemeye alıştı. Bu nedenle parıltılı resimleri ve süsleri yüceltip hakikatlere bakmıyorlar. Bu nedenle çoğunlukla övgü sözleri, fiillere değil sözlere karşı yapılmakta; mücahidlere değil hatiplere, savaşlara değil toplantılara yapılmakta. İşte bu, kötü değerlendirme ve hükümleri bilmemedir.

Mütercim: Muhammed Atta
Telegram: @Shamuna

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Latest from Cihad

Go to Top